Çay Tüketimi mi, Çay Kültürü mü?
Gaziantep'in Türkiye'de en çok çay tüketen şehir olarak açıklanmasıyla birlikte yayımlanan liste, yalnızca bir sıralama sunmakla kalmadı; aynı zamanda çay gibi kültürel bir olgunun ne kadar yüzeysel ele alınabildiğini de gösterdi. Rakamlar açıklandı, birincilik ilan edildi, ancak listenin neyi ölçtüğü ve neyi dışarıda bıraktığı yeterince tartışılmadı.
Çünkü çay meselesi, yalnızca tüketim miktarıyla açıklanabilecek kadar basit değil. Bir şehirde ne kadar çay içildiği ölçülebilir; fakat çayın gündelik hayatın neresinde durduğu, nasıl yaşandığı ve neyi temsil ettiği sayılara sığmaz.
Karadeniz'de çay, ekonomik bir ürün olmanın çok ötesindedir. Bölgenin iklimi, coğrafyası ve sosyal hayatı çay etrafında şekillenmiştir. Çay üretimiyle büyüyen kuşaklar için bu içecek, tüketim alışkanlığından çok kültürel bir sürekliliktir. Bu nedenle "çay tiryakiliği" tanımı, Karadeniz açısından eksik ve indirgemeci bulunuyor.
Gaziantep'in yüksek tüketim rakamları, şehir yaşamı, nüfus yoğunluğu ve sosyal alışkanlıklarla açıklanabilir. Ancak bu durum, çayın kültürel hafızadaki yerini otomatik olarak devraldığı anlamına gelmez. Çay içmek ile çayla yaşamak arasındaki fark tam da burada ortaya çıkar.
Karadeniz gibi çayın üretildiği, ekonomiyi ve sosyal hayatı doğrudan şekillendirdiği bölgelerle, büyük şehirlerin ya da yoğun nüfuslu merkezlerin aynı ölçütle değerlendirilmesi başlı başına sorunlu.
Bir şehirde çok çay içiliyor olması, o şehri "çayın merkezi" yapmaz. Aynı şekilde bir bölgede çayın üretilmesi, her zaman yüksek tüketim rakamlarıyla örtüşmeyebilir. Ancak listede bu ayrım gözetilmeden yapılan genellemeler, çayı yalnızca bir tüketim maddesi olarak ele alan indirgemeci bir bakış açısını ortaya koyuyor.
Karadeniz'den gelen itirazların temelinde de bu var. Tepki, Gaziantep'in çay içmesine değil; listenin, çay kültürünü ve tarihsel bağlamı tamamen dışarıda bırakmasına. Çay, bazı bölgelerde istatistik kalemi olabilir; bazı bölgelerde ise kimliğin parçasıdır. Bu iki durumu aynı tabloda karşılaştırmak, kaçınılmaz olarak tartışma üretir.
Bu tartışma, aslında şehirler arasında bir yarıştan çok, kavramların yanlış yerde kullanılmasından kaynaklanıyor. Tüketim liderliği başka bir şeydir, kültürel sahiplik başka. Çay sadece bardağa giren miktarla değil, toprağa, emeğe ve gündelik yaşama ne kadar kök saldığıyla anlam kazanır.
Dolayısıyla mesele "kim daha çok içiyor" sorusundan ziyade, "çay nerede bir kültürdür" sorusudur. Bu soru da istatistik tablolarından çok daha geniş bir bağlam gerektirir.