Bugün 23 Nisan… Yıl 1920. Anadolu'nun kalbi Ankara'da, bir avuç vatansever, işgal altındaki İstanbul'dan kaçarak toplanmış; harap bir binada, tozlu sıraların üzerine oturmuştu.
Düşman gemileri Boğaz'ı tutmuş, İzmir'i işgal etmiş, Antep'te, Maraş'ta, Urfa'da direniş kıvılcımları yanıyordu. İşte o gün, saat 14.45'te, Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) açıldı. Bu, sadece bir meclis açılışı değildi, Türk milletinin "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesini haykırdığı, tarihin akışını değiştirdiği andı.
Karanlıktan doğan ışık
Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmış, Mondros Mütarekesi'yle (30 Ekim 1918) fiilen teslim olmuştu. İstanbul işgal edilmiş, padişah ve hükümeti âciz kalmıştı.
İtilaf Devletleri, Sevr Antlaşması'yla (10 Ağustos 1920) Anadolu'yu parçalamaya hazırlanıyordu. İşte bu kaos ortamında Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkarak Millî Mücadele'yi başlattı.
Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919), Erzurum Kongresi (23 Temmuz 1919) ve Sivas Kongresi (4 Eylül 1919) ile millet iradesini örgütledi. Amaç netti, "Vatanın bütünlüğünü, milletin bağımsızlığını kurtarmak."
Ancak İstanbul'daki Meclis-i Mebusan dağılınca (16 Mart 1920), yeni bir meclis şart olmuştu. Mustafa Kemal, Ankara'yı merkez seçti.
23 Nisan 1920'de açılan TBMM, hem yasama hem yürütme yetkisini eline aldı. İlk başkanı Mustafa Kemal, ilk hükümeti de yine o kurdu. Meclis, "Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir" ilkesini anayasasına yazdı ve Kurtuluş Savaşı'nı yönetti. Sakarya Meydan Muharebesi, Büyük Taarruz, Lozan Antlaşması… Hepsi bu meclisin kararıyla gerçekleşti. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edildiğinde, 23 Nisan aslında Cumhuriyet'in temel taşıydı.
Egemenlik ve çocuklar
23 Nisan'ın iki büyük anlamı vardır. Birincisi 'Ulusal Egemenlik'.
Osmanlı'da egemenlik padişahın "kutsal" hakkıydı. TBMM ile egemenlik millete geçti. Bu, Türk demokrasisinin doğuşudur. Meclis, halkın seçtiği vekillerden oluşuyordu, hiçbir dış güç, hiçbir sultan iradesi üstünde değildi. Atatürk'ün dediği gibi, "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir." Bu cümle, bugün hâlâ Anayasa'nın ilk maddesidir.
İkincisi ise 'Çocuk Bayramı' olması. 1929'da Atatürk, bu bayramı Türk çocuklarına armağan etti. "Küçük hanımlar, küçük beyler… Sizler hepiniz geleceğin bir büyük devlet adamı, ilim adamı, sanatçısı olacaksınız" diyerek çocukları geleceğin mimarları ilan etti.
Dünya'da çocuklara armağan edilmiş ilk ve tek millî bayram budur. Atatürk, "Bütün ümidim gelecekteki çocuklarımızdadır" derken, savaşın yorgunluğundan çıkmış bir milletin en değerli hazinesinin çocuklar olduğunu gösterdi.
23 Nisan'ın önemi
23 Nisan sadece geçmişi anmak değildir; bugünü ve yarını şekillendirir. Egemenliğin millette olduğunu hatırlatır. İşgale, sömürgeciliğe karşı duruşun simgesidir. Eğitim, bilim, sanat ve barışın çocuklarla başlayacağını öğretir. Ve yüzlerce ülkeden çocuklar Türkiye'ye gelir, "Çocuk Bayramı"nı birlikte kutlar. Bu, Türkiye'nin dünya çocuklarına uzattığı barış elidir.
Bugün Türkiye'de 23 Nisan, okullarda törenler, şiirler, şarkılar, sokaklarda bayraklar ve çocuklarla doludur. Çocuklar meclis kürsüsüne çıkar, bakanlık koltuklarına oturur. Bu, sembolik değil, çok derin bir mesajdır. Mesaj şudur: "Siz bu ülkenin gerçek sahiplerisiniz."
23 Nisan 1920, karanlıkta yakılan bir meşaledir. O meşale, hem millî iradeyi hem de çocuklarımızın aydınlık yüzlerini aydınlatır. Bugün, 106 yıl sonra, aynı coşkuyla kutluyoruz çünkü biliyoruz ki, egemenlik milletindir, gelecek ise çocuklarımızın.
Bayramınız kutlu olsun! Küçük hanımlar, küçük beyler… Sizler Atatürk'ün emanetisiniz. Bu emanete sahip çıkmak, 23 Nisan'ı her yıl yeniden anlamakla başlar.
Yaşasın 23 Nisan! Yaşasın Cumhuriyet!